Pages

20 Kasım 2013 Çarşamba

3 yorum
      Çok uzun, çook çok uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba!

      Bu çook çok uzun arada bir çok şey yaptım ama benim için en önemlisi bir analog fotoğraf makinası almam oldu. Canon AE1 aldım. Bir çok fotoğrafçı fotoğrafa bu makinayla başlamış. Tabi benim fotoğrafçı olmak gibi bir derdim yok ama araştırdığım kadarıyla herkes Canon AE1'i çok beğeniyor. Çok ayrı bir keyif gerçekten. Hele deklanşöre basmamla çıkan ses beni kendine aşık etti diyebilirim. Sırf o ses için üç dört pozu öylesine harcadım. Taşıması çok zor, makina gerçekten ağır ama bir yere gittiğimde profesyonelden çok analoğu götürüyorum. En zoru da pozu bitirip fotoğrafçıdan fotoğrafları almayı beklemek. Ki bu en az 3-4 haftayı buluyor. 36 pozu bitirmek hiç kolay değil. Telefonla 1 saatte 30-40 fotoğraf çekebilirim ama analogla sanki bir kareyi sadece bir kere çekme hakkım varmış gibi geliyor ahaha. Bir de çektiğin fotoğrafları anında görememe sorunu var.. Ve en büyük problem ışık. Özellikle gün ışığı varsa fotoğraflar mükemmel çıkıyor. Ama gölgede çok fena. Bulunduğunuz yere göre makinanın ayarlarını değiştirmek gerekiyor. Şimdi Ara Güler'in neden bu kadar büyük bir sanatçı ve fotoğrafçı olduğunu daha iyi anlıyorum.. Ama bütün bunlara rağmen analogu en güzel profesyonel makinalara tercih ederim. O kadar bekledikten sonra buram buram nostalji kokan fotoğraflara bakmak çok güzel..

      Çok uzatmadan fotoğraflara geçiyorumm..

            


Benim en beğendiğim fotoğraf bu oldu. Bloga yüklerken görüntü kalitesi biraz düştü ama gerçekte böyle değil. Renkler çok hoş değil mi? 2013'te değiliz sanki..
























Mesela bu fotoğrafı camiinin içinde çektim. Gün ışığı olmadığı için böyle bi acayip çıktı. Bu fotoğrafların hepsi toplam 3 filmden çıktı. Bir filmde 36 poz var. 3 filmde 108 poz yani 108 fotoğraf karesi.. Ama anca bu kadarı işe yarar halde. Yani analog çokta kolay değilmiş:) Bu fotoğrafları alana kadar 1 film daha bitirdim. Onları daha bilinçli çektim, bakalım onlar nasıl olacak.. Merakla bekliyoruumm!








28 Nisan 2013 Pazar

Bahar Gelmiş Hoş Gelmiş!

2 yorum

         Baharın gelmesiyle en çok sevdiklerimizden birini gerçekleştirdik dün: Çamlıca'da piknik! Çok büyük çapta bir şey değildi. Sadece ben, annem, teyzem, kuzenim ve kardeşlerimin olduğu ufak bir şey planlamıştık ama sonradan Kübra-Büşra ve anneleriyle karşılaştık. Çok acayip bir tevafuk oldu. Kübra'yla da bir önceki gün buluşmuştuk, o yüzden güzel oldu bu karşılaşma.. :)

         Çamlıca'ya giderken kardeşimin bisikletini götürdük. Evimiz Çamlıca'ya yakın o yüzden yürüyerek gidelim dedik. Ben, Feyza ve Berra(1 buçuk yaşında) önden yürüyerek gittik.. Feyza bisikletini sürdü Berra'da arkasından tuta tuta onu takip etti. Ben de yolda gülerek onların fotoğraflarını çektim. Çok komiklerdi cidden, film karesi gibi.. :D








Şimdi de piknikten karelerr. İlk fotoğrafı Kübra çekti diğerlerini ben..










            Pembeyle mavinin uyumu en güzel böyle belli oluyor. Keşke bu çiçekler her zaman böyle kalsa.


Bu yazıyı da günün en sevdiğim fotoğrafıyla bitireyim. Bisikleti tepeye kadar taşıdık ama değdi :D


              Mutlu baharlarımız olsun!

8 Nisan 2013 Pazartesi

Keşfedilmemiş Kütüphane: İstanbul Kitaplığı

9 yorum
          Merhaba!
   
       2-3 hafta geç kaldığım bir yazı bu. Teknik aksaklıklardan dolayı geç kaldım.
   
       Sebepleri sonuçları bırakalım da direk konuya girelim. Bu hafta -başlıktan da anlaşılacağı gibi- İstanbul Kitaplığı'nı geziyoruz.
   
        İnternette gezinirken gavur illerdeki kütüphaneleri görüp görüp mest oluyordum. Adamlar öyle kütüphaneler yapmışlar ki gerçek olduğuna inanasın gelmiyor. Bir de bizim edebiyat fakültesinin kütüphanesini görün. İngiliz bir köpeği bağlasan durmaz orada. :p Neyse, biraz daha uzatırsam ''gavur yapıyo arkadaş'' muhabbetine bağlamaktan korkuyorum. ehehe

        Ama bu acımı az da olsa dindirecek bir kütüphane buldum: İstanbul Kitaplığı.. İstanbulla ilgili bir çok kitap bulabileceğiniz bir kütüphane burası. Ve içerisi bizim kıytırık kütüphanelere hiç benzemiyor. Biraz sonra -eminim ki- fotoğrafları görünce bana hak vereceksiniz.
 
       Kitaplığın kurucusu Çelik Gülersoy. Bu kitaplık için 20 yıl süren çalışmalar yapmış ve tüm mal varlığını buraya bağışlamış. İnternetten okuduğum yazılara göre tam bir ''İstanbul aşığı''ymış. Ve bugünkü gezilecek bir çok köşk, bahçe, parkın restorasyonunun yapılmasını sağlamış.

     Kitaplığın girişi...


            Kitaplık Gülhane parkının girişinin hemen yanındaki sokak olan Soğukçeşme sokağında. Çok meşhur bir sokak burası. Eski cumhurbaşkanlarından Fahri Korutürk bu sokakta doğmuş ve büyümüş. Büyük nimet gerçekten. Gülhane'yle, Ayasofya'yla ve Topkapı Sarayı'yla aranızda sadece bir sokak olduğunu düşünsenize.. 








             Kitaplığın çok cana yakın bir kütüphane görevlisi vardı bir de. 1979 yılından beri burada çalışıyormuş. Onun da fotoğrafını çekmek istedim ve çekmek için izin istediğimde çok sevindi. Gözlüklerini çıkarıp saçlarını düzeltti. Poz vermeye başladı. 


         ''Bir de çalışıyormuş gibi yapayım öyle çek'' dedi. :D Gazete roportajı için geldik sandı herhalde :p




            Buradaki duvarda da İstanbul'a gelip bununla ilgili yazı, kitap v.s yazan yazarların fotoğrafları, resimleri var..






             Dediğim kadar var mıymış? :) 
             

15 Şubat 2013 Cuma

Sevgili Günlük- Ordan Burdan..

8 yorum
           Merhaba.. Bu yazıda -bak post demedim!:p- yeni bitirdiğim kalemliği size göstericem. Önce fotoğrafını koyayım sonra hikayesini özetlerim..






                Bu kalemliği Fatma diye bi arkadaşıma yapmıştım. Kolay olur diye düşünmüştüm ama baya zorlandım. Aslında başına oturup kalkmasam 2 günde bitiririm ama bitirmem 1 ayımı aldı. Ama uğraştığıma değdi. Ben çok beğendim. Maşallah supanallah :P Gösterdiğim bi kaç insan bunları sat dedi ama bilmiyorum uğraşabilir miyim.

                Yazı bu kadar çabuk bitmesin diye oradn burdan bi kaç fotoğraf daha koyuyorum..

   
                   Bu yüzükcükleri de SümeyyeYaman hediye etmişti. Biz aslında onunla instagramdan tanışmıştık. Kuzenimin lise arkadaşı. Böylece buluşup kaynaşmamız daha kolay oldu:) Seni çok sevdim Sümeyye. Bunu da buradan itiraf edeyim :p

 



Bu fotoğraflarda Kinfolk dergisinden. Tarzları benim çok hoşuma gidiyo. Bi gün ciddi anlamda fotoğraf çekersem bu tarz fotoğraflar çekmek isterim heralde. Ama dergi Türkiye'de satılmıyo. Zaten Türkiye'de ne halt var bilmiyorum..






 
                 Bu fotoğraflarda İnstagramdan ingwervanille diye bir hatunun fotoğrafları. Fotoğraflara taşramsı bi hava veriyolar ya, o da çok hoşuma gidiyo. Heralde bi evim olsa böyle düzenlerdim.. Beni de instagramda elifmd diye aratabilirsiniz. Onunda bağımlısıyım :p

-son-

1 Şubat 2013 Cuma

Atatürk Arboretumu

7 yorum
           Merabaa.

        Bugün Sarıyer- Atatürk Arboretumu'ndayız sevgili insanlarr. Aslında başlığı ''Ebesinin Nikahı: Atatürk Arboretumu'' yapıcaktım ama dedim ayıp olur. Ama yapmış kadar oldum diimi bunu söylemekle.. :D Çok uzaktı çookk. Ama o kadar eziyete değdi. İstanbul içinde böyle bi yerin olması bizi çok mutlu etti. Pek fazla kimsenin bilmemesi daha da mutlu ettii!

          Bi de ''arboretum'' demeyi öğrenene kadar canım çıktı.. Ağaç ev demekmiş. Haftasonu ziyaret yasak. Sadece özel üyeliği olanlar gelebiliyor haftasonu. 300 tl miymiş neymiş.


              Otobüsten inip buraya doğru yürürken peşimize köpekler takıldı. Normalde köpekten korkmam ama bunlar çete olmuşlar. Gelen geçenden haraç kesiyolar:P Ceyda'nın çantasında da simit poğça (nası yazılıyodu bu?) falan vardı. Köpeklerde bunların kokusunu almışlar ki arkamızdan gelmeye başladılar. Bi tane simit attık bıraksınlar bizi diye ama simit için kavga edip daha da sinirlendiler. Ceyda'da simitlerin hepsini attı köpeklere. Aç kaldık yani :D Arboretum'da cafe falan yok, o yüzden yemeğinizi kendiniz götürüyorsunuz. Aslında yemek sokup piknik yapmak yasak ama simit, poğça, kurabiye gibi şeyler götürüp atıştırabiliyorsunuz..






      Bu alttaki banklı fotoğraf Facebook'ta yalnızlıklarından dem vurup ha bire özlü söz paylaşan fan page'in profil fotoğrafı gibi oldu.. :D 


            Burda da bi kız meselesine tanıklık ediyoruz.. :p
























              Bunlar benim en beğendiğim fotoğraflar oldu. Ama biz biraz ters zamanda gittik galiba. Ağaçlar yapraklarını dökmüştü. Sarı, kırmızı ağaçları göremedik. Bi dahakine nasip olur inşallahh. Son olarak, Taksim'den 42T'ye binip Orman Fakültesi durağında iniyorsunuz. Biraz geriye doğru yürüyüp sağ taraftaki uzunca yoldan yürüyorsunuz. Yolun sol tarafında kalıyo burası. Kolay bulursunuz. Bu arada burası İstanbul Üniversitesi Orman  Fakültesine bağlıymış. Bizim okul ilk defa bi şeyi adam gibi yapmış helal olsun. İlk defa gözüme girdiler. Bi dahaki gezelim görelimde görüşürüz. :P O zamana kadar kimseye simitlerinizi verip aç kalmayın.. :(